top of page

Tango...

  • Yazarın fotoğrafı: cenes81
    cenes81
  • 7 Ara 2025
  • 2 dakikada okunur

Merhabalar bugün sizlere aşkın, tutkunun, şehvetin, ihtirasın dansla birleşip bize görsel bir şov olarak döndüğü Tango dansından bahsetmek istiyorum ama yine farklı bir noktadan yakaladım.

Keyifli okumalar...

Erkek erkeğe Tango-Tangonun gerçek sahipleri: Unutulan erkek geleneği...

Tango bugün küresel sahnede çoğu zaman kadın - erkek karşılaşmasının estetik bir metaforu olarak sunuluyor. Oysa tangonun doğuş hikayesi modern seyircinin sandığından daha sert, daha toplumsal ve çok daha maskülen bir zemine dayanır.

Bu dansın omurgasını oluşturan figür romantik çift değil; iki erkektir.

Biri yönlendirir, diğeri cevap verir; bedenler yakın, adımlar keskin, iletişim ise neredeyse sezgisel bir mühendislik düzeyindedir.

19.yüzyıl sonu Buenos Aires ve Montevideo göçmen akınlarıyla dolu sert bir liman kentiydi. Kadın nüfusunun azlığı ve toplumsal yapı erkekleri adeta kendi içine kapanmış bir kültürel alan yaratmaya zorladı. Tango da bu alanın içinden doğdu.

dans pratiği, önce erkekler arasında gelişti; çünkü adımların çalışması figürlerin denenmesi ve liderlik ritminin çözülmesi için ulaşılabilir tek partner yine erkekti.

Compadrito denen genç mahalle erkekleri tangoyu yalnızca bir eğlence değil, bir duruşun ve maharetin simgesi olarak görüyordu. Bu nedenle iki erkeğin göğüs göğüse tango yapması, dönemin sosyal kodlarında hiçbir aykırılık barındırmıyordu; tersine bu bir ustalık geleneğinin zorunlu başlangıç noktasıydı.

1900'lerin başına gelindiğinde bazı mahallelerde 'practica de hombres' adı verilen tamamen erkek katılımcılardan oluşan milangolar vardı. Bu alanlarda yeni figürler üretilir, adımlar geliştirilir ve tangonun teknik dili rafine edilirdi.

Kadınların dansa katılması ise gecenin ilerleyen saatlerinde, daha çok genelev çalışanlarının katılımıyla gerçekleşirdi. Dolayısıyla tangonun gerçek gelişim süreci, erkekler arasında şekillenmiş; kadınla dans etmek ise bu eğitimin en son aşaması haline gelmiştir.

Tangonun Avrupa'ya taşınmasıyla birlikte bu görüntü hızla yeniden kurgulandı.

Paris, dansı kendi kültürel estetik süzgecinden geçirerek romantize etti ve tangoyu kadın - erkek birlikteliğinden egzotik bir vitrin haline getirdi. Erkek-erkeğe tango 'uygunsuz' bulunarak görünmezliğe itildi. Yine de Arjantin'de ustalar ve öğrenciler arka salonda aynı geleneği sürdürdü; çünkü teknik mükemmelliğin hala en etkili yolu erkek erkeğe çalışmaktı.

1930-1980 arasında Arjantin'i yöneten askeri rejim toplumu şekillendirme çabası içinde erkek-erkeğe dansı açıkça bastırmaya yöneldi. Ancak tango geleneğinin içindeki usta zincirini koparmaları mümkün olmadı. Dansın en etkili aktarım biçimi, bütün baskılara rağmen bu dönemde bile gizli pratiklerle yaşamaya devam etti.

1990'lardan sonra küresel sahnede 'Queer Tango' hareketi yükseldi. Yüzeysel okumalarda çağdaş bir politik çıkış olarak görülen bu akım, aslında tangonun köklerine geri dönüş niteliğindedir. Çünkü tangonun özü cinsiyet değil; iki bedenin ritim, ağırlık, niyet ve liderlik değişimleri üzerinden kurduğu o karmaşık iletişimdir.

Tangonun erken dönemine bakıldığında ortaya çıkan gerçek nettir:

Bu dansın temel omurgası, kadın-erkek romantizmine değil; erkeklerin birbirinden öğrendiği sert teknik ve neredeyse zanaatkar bir disipline dayanır.

Bugün tango sahnesinde gördüğümüz bütün estetik incelikler hareketlerin yumuşaklığı, liderin netliği, takipçinin hassasiyeti bu erken dönemde iki erkeğin arasındaki o çatışmalardan doğmuştur. Dolayısıyla erkek-erkeğe tango modern bir yorum ya da politik bir jest değil; tangonun gerçek tarihsel hafızasıdır.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page